Çocuklarımızın zaman zaman kardeşine, arkadaşına ya da sınıf arkadaşına karşı “kıskançlık” hissetmesi, pek çok yetişkini ilk etapta endişelendirebilir. “Bencil mi olacak?”, “Neden paylaşmak istemiyor?”, “Nankör mü davranıyor?” gibi düşünceler çoğu zaman ebeveynlerimizin ya da öğretmenlerin kafasını kurcalayabiliyor. Oysa kıskançlık, gelişimin çok doğal ve evrensel bir parçasıdır. Tıpkı üzüntü, öfke, sevinç gibi… Onların dünyasında kıskançlık genellikle şu anlamlara geliyor olabilir: Kendimi ikinci planda hissediyorum, ben de sevilmek, fark edilmek istiyorum, kıyaslandım ve yetersiz hissettim, paylaşmaya hazır değilim çünkü yeterince sahip olmadığımı düşünüyorum… Dolayısıyla kıskançlık aslında bir alarmdır. Ama çocuğun duygusal dünyasındaki bu alarmı çoğu zaman “ayıp”, “bencilce” ya da “abartılı” buluruz. Oysa kıskançlık bastırıldıkça büyür, anlaşıldıkça küçülür.
Peki çocuklarda kıskançlıkla nasıl sağlıklı bir şekilde baş edilir?
- Kıskançlığı Bastırmak Yerine Adını Koymak:
“Ne var bunda, paylaş işte!”, “Ayıp oluyor ama, kardeşini kıskanmak olur mu?” gibi tepkiler, çocuklarımızın o anda hissettiği duyguyu bastırmasına neden olabilir. Oysa çocuk gerçekten yetersizlik, geri planda kalma, sevilmeme ya da tehdit algısı gibi yoğun duygularla baş etmeye çalışıyordur. Bu nedenle, kıskançlığı yok saymak ya da üzerine bir örtü örtmek yerine, onu kelimelere dökmesine yardımcı olmak çok kıymetlidir. Örneğin şöyle diyebilirsiniz: “Kardeşinle ilgilendiğimde üzüldüğünü görüyorum. Belki de biraz kıskanmış olabilirsin. Bu çok normal bir duygu.” Bu tür cümleler, çocuklarımızın hem duygusunu tanımasına hem de düzenlemesine olanak tanır. Çünkü çocuk, duygusunu ifade edebildiği zaman kendini daha güvende ve değerli hisseder. Unutmamalıyız ki bir çocuk duygusal olarak zorlandığında en çok ihtiyaç duyduğu şey, anlaşıldığını hissetmektir. Bu duygu sana ait ve benim için de değerli yaklaşımı, kıskançlık duvarlarını yıkmak için güçlü bir adımdır. Bu nedenle de kıskançlık duygusunu reddetmek ya da ayıplamak yerine, onu anlamak, empati kurmak ve duygusal destek sağlanmalıdır. Böylece çocuk, zamanla kıskançlık yerine iş birliği, paylaşma ve empati gibi sosyal becerilere yönelebilir.
- Kıyaslamadan Uzak Durmak:
Hiçbir çocuk aynı değildir. “Bak Ayşe hiç kıskanmaz kardeşini” ya da “Sen de ablan gibi ol” gibi cümleler, çocuklarımızın yalnızlığını pekiştirir. Kıskançlık zaten bir kıyas duygusundan doğarken, bu tür söylemler çocuklarımızın duygularını daha da alevlendirir. Her çocuğun bireysel duygusal kapasitesi, mizacı ve ihtiyaçları farklıdır. Kendi hikayesine göre ilgiye, onaylanmaya ve yönlendirilmeye ihtiyacı vardır. Kıyas yerine gözlem yapabilir ve bu gözlemleri takdirle birleştirebilirsiniz. “Sen bu aralar oyun kurarken çok yaratıcısın fark ettin mi, bugün arkadaşına verdiğin cevap çok kibardı.” Gibi cümlelerle çocuklarımız etrafındakilerle değil kendi gelişimiyle meşgul olurlar.
- . Empati Kurmasına Yardımcı Olun, Ama Onu Suçlamayın:
En sık kıskançlık yaşanan alanlardan biri kardeşlik ilişkileridir. Yeni doğan bir bebek, tüm evin gündemini değiştirdiğinde büyük çocuklarımız “tahttan indirildiğini” düşünebilir. Bu çok doğaldır. Çünkü çocuklar için ebeveyn ilgisi demek hayatta kalmak, güvende olmak demektir. Bu nedenle özellikle kardeş kıskançlıklarında “O daha bebek, ne yapsın?” gibi açıklamalar yapılır ama bu, büyük çocuğumuzun duygularını yok saymak anlamına gelebilir. Onun yerine “Bebeğin çok zamana ihtiyacı var çünkü sana göre daha küçük. Ama seninle olmak da bana çok iyi geliyor. İkimizle de özel zamanlar geçirebilirim.” demek daha olumlu bir yaklaşım olacaktır. Bu tür açıklamalar hem sınır koyar hem de çocuklarda dışlanmadığına dair bir güven oluşturur. Lütfen unutmayın, eşitlik her zaman aynı şekilde davranmak değildir. Bazen her çocuğumuzun ihtiyacına göre davranmak daha adildir.
- Duygusal Alan Tanımak:
Kıskançlığın arkasında çoğunlukla ilgi, sevgi veya onay ihtiyacı vardır. Bu nedenle çocuğun bu ihtiyaçlarını doğrudan karşılamak, davranışı değil duyguyu hedef alarak hareket etmek gerekir. Örneğin gün içinde sadece ona özel 10 dakikalık bir oyun süresi yaratabilir, küçük başarılarını görüp dile getirebilirsiniz (bugün oyuncaklarını toplarken çok dikkatliydin, fark ettim, harikasın!). Onun güçlü yönlerini ön plana çıkarırken bir başkasını aşağıya çekmemeye de özen gösterin. Elbette çocuklarımız bu duyguları sadece kardeşleriyle değil, arkadaşlarıyla da yaşayabilirler. Bu okul ortamında daha sık görülür: “öğretmen Ayşe’yi daha çok seviyor, Ali hep sınıf başkanı seçiliyor, herkes onunla oynamak istiyor…” gibi. İşte burada da duyguyu inkâr etmek yerine, onu tanımaya alan açmak çok kıymetli. Bu anlarda “Ayşe’nin seçilmesine biraz kırıldın sanırım. Sence neden böyle hissediyorsun?” ya da “Senin de güçlü yanlarını fark etmeni isterim. İstersen birlikte neler olduğunu konuşabiliriz.” gibi bir pencereden yaklaşmak çocuğun duygularına alan açmanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca, çocuklarımızın kendi becerilerine odaklanmalarını sağlamak, kıskançlık yerine onların kendilerini geliştirmeleri için motive eder.
- Rol Model Olmak:
Çocuklar duyguları öğrenirler, doğuştan bilmezler. Bizler kendi duygularımızı nasıl tanıyıp ifade ediyorsak, çocuklarımız da bizden model alırlar. Bir yakınımızın başarısını içtenlikle tebrik ettiğimizde, paylaşmanın değerli olduğunu hissederiz. Rekabet yerine iş birliğini merkeze alan bir aile dili geliştirmek, kıskançlığı beslemek yerine dönüştürür.
Yani aslında kıskançlığı bir gelişim fırsatına çevirmek bizlerin elinde. Çocuklarımız, eğer duygusunu tanır, anlar ve yönlendirilirse; duygusal farkındalıkları artar, empati becerileri gelişir, paylaşma, sabretme, sıra bekleme gibi sosyal beceriler kazanır ve değerlilik duygusunu içsel hale getirirler. Yani kıskançlık yıkıcı bir duvar değil, doğru yaklaşımla bir geçit olabilir. Bizlerin ebeveynler ve yetişkinler olarak yapmamız gereken, bu sesin içindeki değeri görmek, işaret ettiği ihtiyaçları karşılamak ve onu yönlendirmektir. Unutmamlayız ki her duygu kabul gördüğünde, davranış dönüşmeye başlar.
Gökçen Güven Muayenehanesi Ekibi