Uyku, psikolojik sağlığımızın temel yapıtaşlarından biridir. Ancak uykunun tüm evreleri eşit derecede “iyileştirici” değildir. Özellikle REM uykusu (Rapid Eye Movement – Hızlı Göz Hareketi) evresi, hem hafıza hem de duygusal işleme açısından beynin en yoğun çalıştığı zaman dilimidir. Son yıllarda travma terapilerinin nörobilimsel temelleri araştırılırken, EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) terapisi ile REM uykusu arasındaki dikkat çekici benzerlikler psikologların ve nörologların ilgisini çekmeye başlamıştır.
REM Uykusu Nedir?
REM uykusu, uyku döngüsünün yaklaşık %20-25’ini oluşturan, rüya görmenin en yoğun yaşandığı evredir. Bu aşamada beyin neredeyse uyanık bir bireyin beyni kadar aktif olur, ancak kaslar geçici olarak felç durumundadır – bu da kişinin rüyada hareket etmesini engeller. Nörobilimsel açıdan bakıldığında, REM uykusu sırasında amigdala, anterior singulat korteks ve prefrontal korteks gibi duygusal ve bilişsel işlemlemede yer alan bölgeler arasında önemli bir etkileşim gözlenir.
REM uykusu; gün içinde yaşanan deneyimlerin hafızaya alınmasında, duygusal anıların işlenmesinde ve stres tepkilerinin düzenlenmesinde kritik rol oynar. Bu nedenle travma yaşamış bireylerde REM uykusunun bozulmuş olması, duygusal regülasyonda zorluk ve travmatik anıların yeniden yaşantılanması gibi belirtilerle ilişkilendirilmiştir.
EMDR Terapisi ve REM Uykusu Benzerliği:
EMDR terapisi, özellikle travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tedavisinde etkili olan, yapılandırılmış sekiz aşamalı bir terapi modelidir. Terapinin en dikkat çekici yönlerinden biri, danışanın dikkatini geçmiş travmatik bir anıya yönlendirdiği sırada, terapistin el hareketlerini izleyerek bilateral (iki taraflı) göz hareketleri yapmasıdır. Bu göz hareketleri sırasında danışan, anının içerdiği olumsuz duygulardan zamanla uzaklaşır ve yeni, işlevsel anlamlar oluşturur.
İşte tam bu noktada, EMDR ile REM uykusu arasında dikkat çekici bir paralellik ortaya çıkar: her iki süreçte de gözlerde hızlı hareketler vardır ve her ikisi de duygusal içerikli anıların nörolojik olarak yeniden işlenmesini sağlar. Bu durum, EMDR’nin REM uykusunun sağlıklı işleyemediği travmatik anıları “uyanıkken işlemek” gibi çalıştığını düşündürür. Bazı araştırmacılar, EMDR’nin, travmanın REM sırasında işlenememesi nedeniyle “donup kalmış” anıların, bilinçli ve kontrollü bir REM benzeri süreçle yeniden işlenmesini mümkün kıldığını öne sürmektedir (Stickgold, 2002).
REM uykusu, beynin gece boyunca travmalarla baş etme, duyguları yatıştırma ve hafızayı düzenleme sürecidir. EMDR ise uyanıklık hâlinde, bu işlemi bilinçli şekilde tekrar devreye sokan bir terapi tekniğidir. Her iki süreç de beynin iyileştirici gücüne dayanır. Dolayısıyla, psikoterapi sadece seansta değil, gece uykusunda da devam eder. Terapistler olarak bizler için bu, uykuya dair sorular sormanın, danışanlarımızın uyku kalitesini izlemenin ve gerektiğinde uyku hijyenini desteklemenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatır.
Gökçen Güven Muayenehanesi Ekibi
Referans
•Stickgold, R. (2002). EMDR: A putative neurobiological mechanism of action. Journal of Clinical Psychology, 58(1), 61–75.
•van der Kolk, B. A. (2014). The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma. Viking.
•Walker, M. (2017). Why We Sleep: Unlocking the Power of Sleep and Dreams. Scribner.